Paylaştıkça çoğalmak için..

Paylaştıkça çoğalmak için..

Paylaşmak güzeldir, paylaşmayı bilmek daha da güzeldir...

Benim yolum sana doğru!

9/3/2007

 

Herkes seçer kendi yolunu
Bilmem ki mutsuzluk mu sonu
Şu günlük güneşlik dünyada
Bulur en zorunu

Benim yolumsa sana doğru
Dolandı durdu
Çıkmazmış bir sokakmış
Meğer dönülmez oldu

Dik yokuşlar uçurumlar
Anlaşmazlıklar pusu kurmuş önümde
Kurtar desem de sen vazgeçsen de
Dönüp gitsem de sevgi mahkum elinde

Bizi güçlükler ayırsa da
Umudum var hala yarın da

Ben severim aşkın zorunu
Kimi gider kolayına

 Fikret Şeneş

 

 

Yorum (3) Kalıcı Bağlantı

Ah bu sitemler!

7/2/2007

Nazarcığım öyle sitem yağmurunu tuttu ki beni sonunda yine buraya bişiler yazmaya kalktım...

Şu günlerde en büyük üzüntüm photobucket'in bana attığı kazık! Ah bileydim hiç görsellerimi oraya gönderirimiydim...

Yollamışım durmuşum görsellerimi fıri fıri ... OH  ne âlâ.... Bi de ne göreyim tüm görselller GÜM  

Çıldırmak üzereyim... En çok da bannerlarını yapıp yolladığım arkadaşlarıma mahçup etti beni bu photobucket!

Şimdi uzun bir süre görsellerimi yeniden yerli yerine koyma uğraşısı içinde olacağım... Sanki başka derdim yoktu

Aman benim başıma gelen kimsenin başına gelmesin...Bu işin tek sorumlusu yetersiz ingilizcem... Adamlar limitimin dolduğunu ve de bundan sonra para ödememem durumunda resimlerime sansür koyduklarını belirtiyorlar... Üstelik limiti dolduran benim görsellerim değil; görsellerimin başkaları tarafından yüklenmesinden oluşmuş anladığım kadarıyla...

sanki ceza gibi... Görselleriniz ne kadar kişi tarafından görüldüyse o kadar cezalısınız amlayacağınız...

Şimdilik bu kadar!

Nazar!

Bana beddua mı ettin?

 

 

Yorum (11) Kalıcı Bağlantı

Biz geri zekalı mıyız?

26/1/2007
Kategori: kultur_sanat

Akşamları ne yapıyorum ben? Hiç gizlim saklım yok... Herkes bir şekilde utanıyor artık şu tümceyi kurmaktan...

“Televizyon izliyorum...  Ama tartışma ve de belgesel programları...”

Ben dürüstçe söylüyorum ki balkon antenimle ulaşabildiğim birkaç ulusal kanalı izliyorum...

Gün içinde haber kaynağım benimle neredeyse tamamen ters köşe olan iki kanaldır... CNNTÜRK ve de NTV... CNN’in Türk’ü de olur muymuş demiştik ilk zamanlar... Olmayacağını da kısa süre içinde çözmüş olduk...

Adını Nergis Holding’in N’sinden alan NTV ne yazık ki Türk halkına ENTİVİ olarak yedirildi... NETEVE demek varken ENTİVİ adını bize bahşeden bu haber(!) kanalının da nerden güdümlü olduğunu böylece çözmek durumda kaldık...

Amacım şimdi oturup da sizin kafanızı hangi kanalın hangi amaca hizmet ettiğini sorgulamak için yormak değil...

Haberleri geçtik... Onlar nasıl haber veriyorlarsa ben kendimce çeviri yapıyorum... Beynimden süzerek alıyorum... Böylece de kendi doğrularıma ulaşıyorum... Ulaşamayanlara kolay gelsin... Hepsi bir tehlike olarak aramızda dolaşıyor ne yazık ki..

Bu kanallar bir konuyu gündeme getirmek istesin anında düğmeye basılmış gibi gündemi ters yüz edebilme gücüne sahipler...

Geçen gün aynı anda tam gaz “Trabzon’da neler oluyor?” diyerek oturumlar yapan ve de tüm Trabzon halkını terörün günah keçisi gösterenler kimler?

Neden “Diyarbakır’da neler oluyor” demezler acep?

Neyse geçtik haber kanalları..

Dizil kanalları arasında sinemanın verdiği hazzı bana yaşatan kanal doğaldır ki CNBC-E...

Bu kanalda yayınlanan ne varsa eleştiririm de ama içim sine sine de izlerim..

Ama damarlarımda dolaşan kan kendi dilimi arar durur... İzlemek zorundayım, izlemeliyim Türk dizilerini... Hepsini süzer süzer öyle izlerim.. Beğenerek izlediklerimi de herkesle paylaşırım... Baştan çizdiklerim Güneydoğulu ve töreli dizilerdir... Hiç almayayım, alana da engel olmayayım... Bu da ayrı bir yazı konusu... Sanki Tüm Türkiye Güneydoğu sanırsınız bu dizileri izlerken... Karadeniz’de İbrahim Tatlıses dinlemek ne kadar anlamsızsa Türk halkının Güneydoğu kültürünü bu kadar izlemesi de anlamsız bence...  Koskoca bir Türkiye var! Gözünün bebeğini sevdiğim ülkem... Akdeniz’in, Egen, Trakyan, Karadenizin, Marmaran..

Ilgaz var , Torosların, Kaçkarların var senin... Buram buram Türk kokan havayı neden duyurmazlar bana da habire habire Güneydoğu?

Kafayı yine bi yerlere taktım besbelli... Dedim ya yazının başına “akşamları ne yapıyorum ben”

Bilgisayara dokunmak olanaksız olduğundan çocuklardan dolayı genellikle televizyon karşısında oluyorum... Gece oldu mu anca gazete okurum... Kitap okumam için sessizlik aradığımdan evin en kalabalık olduğu akşam saatlerinde kitap okuyamam... Üstelik arada kalk çay koy, meyve getir, çocuklara laf yetiştir kitap okumalarında zor oluyorJ Belgesel bulursam gerçekten atlarım o kanala...

Ama dedim ya Türkçe dizi izlemek de ayrı bir dinlenme ve de kendimi dinleme aracım oluyor... Konum “Ihlamurlar Atında “ve de başka birkaç dizi..

Bu dizi başlarken büyük hayaller kurmuştum... Jenerik harika görünüyordu... Yazlık sinemalarımızın bahçesine giriyorduk... Bu yüzden mi nedir beklentiler çok büyük oldu.. Yanlış olan da buydu belki... Hem eskinin güzelliğini hem de yenin hızlanmış teknolojisini birlikte istemek.. Zor bir denklem... Bu diziyi yapanlar da ne yazık ki eski günlere özlemimizin ne anlama geldiğini yanlış anlamışlar.. Yahu çatladım... Filiz hamile ve üç bölümdür mü nedir hâlâ Yılmaz’a söyleyemedi... Nedir yahu? Şu kadar tümce:

-Yılmaz ben hamileyim!

Eğer adamsanız arkasından getirebilirsiziz senaryoyu...

Bir CNBC-E dizisinin yalnızca bir bölümde tüm Türk dizlerinin bir sezon boyunca kullanacağı konular var... Adamlar öyle hızlı düşünüyorlar ki... Tam soruna odaklanırken yanıt pat diye geliyor... Hiçbir sahne olmadı ki ben önceden hissedeyim... Zevk alıyorum o anlarda nasıl da...

Ama bizim dizlerde kim iyidir, kim kötüdür... Beş bölüm sonra bu adam ne haltlar karıştıracaktır biliriz... Bile bile de izleriz... Bence Türk halkına artık bu tür diziler yapılmamalı... Senaryolar artık daha gerçekçi tekniklerle kaleme alınmalı... Adam gibi senaristler iş başına gelmeli... Biliyorum ki ülkemizde çok iyi senaristler var ama “halk bunu istiyor “ diyen bir kafa var ya bu ülkede... Tüm bu adamları bulup geldikleri yere göndereceksin... Bakın reklamlara... Çoğu ülkenin reklamlarından güzeldir bizim reklamlarımız... Geçen yıl İstanbulModern’de   Avrupa Reklam filmlerinden seçmelerin bir gösterimine gitmiştim... Ağzım açık kalmıştı... 70'li yıllardaki reklam filmlerine benziyordu hepsi neredeyse...  Bu mu Avrupa? Demiştim... Bizim reklam filmlerimizi yapanlar inanın dizilere bir el atsalar çağ atlarız çağ! Bize artık bizim hızımızı artıracak yatırımlar gerek... Ama sanki biz geri zekalı bir toplummuşuz dayatması yapıyorlar besbelli bu dizileri yazanlar, yapanlar... Bunların talepçisi de televizyon kuruluşları doğal olarak... Bize bunu yap getir diyorlar besbelli... Kadın programlarına dekor olarak kullandıkları kadınlara ve de seçtikleri konuklara bakınca bizi gerçekten geri zekalı olarak addettiklerini anlamamak olası mı? Bulmuş bi söz; habire dönüp dolaşıp bun söylüyor! “İzlemek istemiyorsan değiştir kanalı!”

Ulan! Hangi birinizi izlemeyeyim... Ülkedeki tüm ulusal yayın frekanslarını elinize geçirmişsiniz... Bir adama gibi adam çıkıp da kanal açmak istese tüm frekanslar elinizde... Tam bir tekel olmuşsunuz.... Neyse daha sayıp sıralamayayım....

Durum budur ay halkım! Dört bir yandan sarılmışız... Konun büyüğü küçüğü yok... Bir konunun ucundan tuttunuz mu arkasındaki sorunlar zincir gibi geliyor... Bir bakıyorsunuz ki hepsi bileşik kaplar örneği aynı sorun...

Birileri bizi fena halde gözetliyor.... Yalnızca gözetleseler neler neler yapıyorlar!

Yorum (4) Kalıcı Bağlantı

TOK EVİN AÇ KEDİSİ!

23/1/2007

Bu aklıma nerden geldi bilmem? Sanırım son günlerde medyada geçen “öteki” sözcüğünün beynimde yansımaları sonucu anılarıma döndüm... Bir de bu kasvetli kış günlerinde insan biraz daha eskileri düşünüyor bi başına uzun zamanlar kalınca... Gerçi çok da haksızlık etmeyeyim havalara kasvetli deyip de... Aman napalım... Dilin kemiği, klavyenin duru durağı yokJ

Aklıma ne mi geldi?

Ovmaç, ovmaç!

Ovmaç nedir? Bilenler vardır kesinlikle; ama yine de benim bildiğim ovmaçı anlatayım...

Efendiceğizime söyleyeyim: ovmaç ekmeğin küçük küçük parçalara bölünüp yağda kızartılması demektir... Üzerine bir de tuz biber serpildi mi... HIMMMM... Yeme de yanına yat! Yat ki kilolar artsın...

Çocukluğumdan bir anıdır ovmaç... İlkokula gittiğim yıllarda Çiftehavuzlar’da oturduğumuzun evin kapıcısının evinde tattım ilk kez... Evde çorbaların üzerine yapılırdı... Özellikle domates ve soğan çorbasının üzerine konur... Enfes olur... Ama bu çeşit kızarmış ekmekleri sanki bir öğün yemeği gibi yenilmesini işte bu daha önceki tümcede andığım kapıcımızın evinde yedim...

Eskiden İstanbul’da hırsızlık, soygun gibi konular yoktu... Anca filmlerde rastlardık... Bu yüzden de sanki kapılarımız açık yaşardık... Annem bir yere giderken genellikle evin anahtarını paspasın altına koyardı... Ben de okuldan dönünce anahtarı paspasın altından alır eve girerdim..

İşte bu ovmaçın tadına öyle bir bayılmıştım ki... Okuldan dönerken hep içimden şöyle geçirirdim... Annem anahtarı bırakmayı unutmuş olsa da ben de bu bahane ile kapıcılara gidip ovmaç yesem....

Ah seni seni... İşte tam bir tok evin aç kedisi...

Aklıma düşmüşken yazayım dedim...

Yorum (6) Kalıcı Bağlantı

Bu nasıl bir söz?

21/1/2007

Kaç gündür benim de gündemimi her Türk vatandaşı gibi Hırant Dink cinayeti işgâl ediyor...Ne kadar kendimi artık bu olaydan soyutlamak istesem de medya izin vermiyor! Hangi kanalı açsam, hangi haber sitesine girsem birincil konu bu doğal olarak...

Daha bir sürecek kanımca bu durum...

İlk yazımı olayı duyar duymaz hiçbir kitlesel haber kaynağından kirlenmeden saf durumumla yazmıştım... Ancak ne yazık  ki medyanın olayı verişinden izlediğim kadarıyla bu cinayet provokatörler tarafından tamamen Türk halkına bir karşı silah olarak kullanılmaya başladı...

İşte benim de midem bu aşamadan sonra bulandı!

Şimdi ağızlarda bir slogan oldu! Taksim’den Osmanbey’e kadar şöyle bağırarak yürüdüler:

“Hepimiz bir Hırant’ız!”

“Hepimiz bir Ermeniyiz!”

İşte burada gerçekten midem bulandı...

Ben de için için bu olayı kınamak için orada bulunmak istiyordum... Ama bu sloganları duyunca gitmediğimden dolayı oldukça rahat hissettim kendimi...

Ne demek ya “Hepimiz Ermeniyiz!”

Ermeni isen Ermeni’isindir!

Türk isen Türksündür!

Benim Türklüğüm, arkasında ülkemi bölme amacında olanların işlediği bir cinayetle vazgeçebileceğim ve de Ermenilerin 1915’de yaptıklarını da unutacak kadar bunak bir beyinli Türklük değil!

Ben ne Türklüğümden, ne insanlığımdan bir an dahi olsa asla ve asla vazgeçemem, VAZGEÇMEM!

Bu sloganı atanları esefle kınıyorum!

Ben Türk’üm!

Türk olarak bu cinayeti kınıyorum!

Bir takıldığım noktada bu cinayetin arkasından bu insanların nasıl hızlı bir şeklide organize olduğu?

Oysa çok yakın bir tarihte Danıştay baskını olmuştu! Unutmadınız değil mi? 2006 Nisan ayında... KanalTürk’deki Kadınlar Klubü progaramından çağrı yapılmıştı... İstanbul’da bu olay Kadıköy Meydanın’da kınanacaktı! Bendeniz cebimdeki son paramla akbil almış ve hemen toplantı yerinde bitivermiştim... Benim gibi birkaç vatandaş daha vardı... Okuldan kızını, oğlunu almış Atatürk’ün heykelinin bulunduğu İskele Meydanı’na gelmişlerdi... Bekle bekle... Ne gelen var ne giden! Yahu yalnızca vapurdan inenler beş dakikalığına meydanda dursalar kıyamet gibi bir kalabalık olurdu... O gün benim artık bu ülkede ne kadar duyarsız insanlar olduğu konusundaki inancımın temelidir...

Ama bakın görün! Ne kadar duyarlı(!) insanlar peydahlandı bir anda....

Çok şaşırtıcı ve de düşündürücü!

Taşıdıkları bayraklar ve de pankartlar da en az sloganları kadar düşündürücü!

Agos gazetesinin yakınında bulunan CHP Şişli İlçe Merkezi’nin bayraklarının protestoculardan bazılarının direklere çıkarak sökmesi ve de korkusuzca ateşe verip yakması da korkunç bir olay bence! O bayrakda Atatürk’ün ilkelerini simgeleyen altı ok mu bu protestocunun kıçına battı acaba?

Bu olayı önleyemeyen ve yokmuş gibi farzeden güvenlik güçleri ve medya da enaz bu protestocu provokatör kadar suçlu bence! Ben bu olayı NTV’den canlı olarak izledim... Ama nedense tekrarını görmedim... Benim amacım olayı daha da karşı karşıya gelir hale getirmek değil; aksine toplumun tansiyonun bu kadar yükseldiği bir anda provokatörlerin de zaman geçmeksizin engellenmesi... Bu tür provokasyonlara göz yumulursa ve de buna “demokratik hak”  deniyorsa bizle daha çok acılar yaşarız!

Birileri bu duruma fena halde çanak tutuyor!

Aman çoluk çocuğumuza sahip çıkalım!

Kimselerin maşası olmasınlar!

Hırant Dink’in katil zanlısı Ogün Samastı imiş...

Yaşı onsekizden küçük olduğundan yalnızca 16 yıl yatıp çıkacakmış!

Haberci haberi böyle okuyordu:”Yalnızca 16 yıl...”

Oysa daha 18 bile olmamış bir çocuk için 16 yıl demek bir ömür demek!

Acıdım ben bu çocuğa!

Yalnızca Hırant Dink’e değil, kendisine de kurşun sıkmıştı!

Birileri bu işten büyük rant sağladılar!

Kim bunlar?  

Yorum (2) Kalıcı Bağlantı