* Hayatta en çok kıymet verdiğim şey? AİLEM VE SEVDİKLERİM Herkes gibi * Ailem mi, sevdiğim mi daha önemli? Ay bu soru çok saçma bence........ * Elimde sihirli bir güç olsaydı...
Herkesin mutlu olmasını dilerdim...........
* Arkadaşım nasıl olsun
Kötü gün dostu olsun yeter........ * En çok kime saygı duyarım Kendime............... * Hayat Sağlık ve huzur ve de bunlar için şükür..........
* Aşk herşeyi affeder mi Biimem ki ??? * Gözlerimi kapatıp on yıl sonrasını hayal edersem :
İyi gün dostu olmak kolaydır, kolaysa kötü gün dostu ol derler. Doğrudur. Bu lafı severim. Hatta kadınım Şebnem Ferah da değinmiştir bu konuya, iyi gün dostlarım, tutmayın elimden, diye.
Tamam, çok güzel, burda atalarımız ne demek istiyor, diyor ki haha hihi kolaydır ama destek olmak zordur diyor, amaaaaa bir de şöyle bir durum yok mu? Sadece benim mi dikkatimi çekti ya da başıma geldi? Bazıları içinse ahlanıp vahlanmak, senin için çok üzüldümmm, ne kadar acı çektiğini anlıyorummm demek çok kolayken (belki içten içten ohh iyi ki bana olmadı dedirtirken-burası biraz acımasız kaçmış olabilir-) senin için çok sevindim demek, İÇTEN, ne kadar zor. Biri için gerçekten sevinmek. O sevinci paylaşmak. Sen zaten bunu hakediyordun demek. Sana yaraştı demek.. İçten... Belki ona bir sürpriz yapmak bu sevinci paylaşmak için. Sırtını sıvazlamak. Gerçekten sevinmek. Yalnız kaldığında, iyi ki dostumun başına böyle iyi bişi geldi diyebilmek, gülümsemek ve kendine olmuşçasına mutlu olmak, o gece huzurlu uyumak...
Belki kişisel bir şey ama benim hayatımda kötü gün dostlarım oldu gerçekten de. Ne şans ama... Birlikte ahlandık vahlandık, gerçekten şanssız olduğumu kabul ettik mesela. Ya da üzülmekte haklı olduğuma karar verdik. Ağladık omuzlarda sırayla... Ya da bu kahpe feleğin hep bizi bulduğunu, bu konuda kader ortağı olduğumuza karar verdik. (Belki de biz birbirimizi bu yüzden sevdik) Ama ben mutluyken yalnızdım. Aslında bu yüzden de mutsuzdum. Çünkü bence kimse bir hissi tek başına doyasıya yaşayamaz. Her zaman bir omuzda daha çok ağlar, arkadaşlarla daha çok güleriz. Başkaları da gülüyorsa sizinle, bir nevi onaylanır mutluluğunuz, sevinmekte haklıyım dersiniz belki de içten içten. Baksana herkes gülüyor, demek iyi birşeyler oluyor...
İnsan doğasında kıskançlık var. Bunu kötü olarak söylemiyorum. İnsanoğlu, önce kendini düşünmek için programlanmış. Bu çok doğal. Örneğin baban öldüğünde arkadaşının babasının terfisine veya doğumgününe sevinmekte zorlanman doğaldır. Ama çabalamalısındır, evet bu senin için de daha iyidir. Çünkü hayat devam ediyordur. Sevinecek birşeyler vardır hala hayatta. Kendini katmalısındır ona. Verdiğim örnek çok sert ve zor oldu biliyorum. Bunu yapamadığı için kimseyi suçlayamam.
Biliyor musunuz Sex and the City dizisi gerçekten çok acayip. Oradan bir örnek geldi aklıma. Hatunlardan birinin çocuğu düşmüştür, en yakın arkadaşının ise çocuğunun doğumgünüdür. Özür dileyerek partiye gelemeyeceğini söyler ve evde karalar bağlar. Televizyonun karşısına geçer, acısını hafifletmek için. O an televizyonda Elizabeth Taylor’un hayatıyla ilgili bir belgesel vardır. Yaşadığı zorluklar ve onun mücadelesi... Hatunumuz ayağa kalkar en güzel giysilerini giyer ve arkadaşının evinde bulur kendisini, yüzünde içten ve kocaman bir gülümsemeyle kutlar onu.
Gene bu hatunlardan biri kanser olduğunu öğrenir, o gün ise gene en yakın arkadaşınun nikahı vardır. Ona söylememeliyim ve gününü rezil etmemeliyim der ve süslenip püslenip nikaha katılır.
Bence dostluk budur. İyi gün kötü gün bilmem. Dostluk aşk gibi olmalıdır bana göre, hatta ötedir. Onu mutlu etmek gelmelidir içinden, bazen kendini ikinci plana atabilmelisindir onun için.
Çok yüksek binaların arasında muthiş bir hava akımı oluşuyor... o kadar güçlü ki...kışın canını acıtacak kadar sert ruzgar, baharla birlikte bambaşka bir şeye dönüşüyor...kuvvetiyle yasadığını hissediyorsun...uzatmaya karar verdiğin saçların uçuşuyor,başını yukarı kaldırdığında dengeni kaybediyorsun.... işte o koridorda ruzgardan yorgun düşene kadar durmak istiyorsun...çünkü herseye hareket katıyor, herşeyi akışkan bir hale getiriyor...insanlar, sesler, şehir...akip gidiyor, ruzgar herşeyi tazeliyor....
Bir büyü, iki küçül... Üç küçül, beş büyü... Hayat çizgisi küçük olmak ve zaman geçtikçe büyümek şeklinde ilerlemiyor... Bir an, öyle büyüyorsun ki, ötesi yok sanıyorsun. Öyle devam edecek sanırken öyle küçük olduğunu farkediyorsun ki, korkuyorsun. Daha hayat hakkında hiçbirşey bilmediğini sanıp panikliyorsun.
Her günün başka gün olduğu gerçeğini unutuyorsun. Her gün, başka bir gün. Birbirinden bağımsız. Yarının bugünle, dünün evvelki günle hiçbir akrabalığı, dolayısıyla da birbirine hiçbir sorumluluğu yok, bunu kabullensek paniklemeyeceğiz belki de... Bugün çok küçük ve üzgünüm, yarın en büyük benim ve harikayım, dün büyük ama mutsuzdum.
Çünkü her gün güneş başka yerleri ısıtır, her gün yeni bir bebek doğar, rüzgar her gün başka bir hızla eser. Sen de aynı kalamazsın, uyum sağlarsın doğaya. Bünyen, o gün doğudan esen rüzgarın, çiçeğin burnuna kadar gelen kokusunun ve günün renginin sende yarattıkları sonucu, değişir.
Bunu düşünmemeli.
Genellememeli.
Kendini tek bir kişilikten oluşuyormuş sanıp boş yere yormamalı... Her gün yeni sen ile tanışmalı.
Spora başladım....Eveeetttt spora başladım...Eşim bir alışveriş merkezinin üst katında bulunan spor merkezine üye yapmış bizi ailece......Sürpriiiiiizzzzz.........Diye geldi eve............Cumartesi günü başladık , şimdilik haftada 3 gün gidiyoruz , akşamları....Ama ben de öyle bir paslanmışım ki , sormayın gitsin.....Bir haftadır yorgunluktan ölüyorum...Bu ne yaw...Hem bahar , hem spor aktivitesi , hem çocukların okul koşturmaları , hem yapılması zorunlu işler falan derken darmadağınım yani..... Bir de üzerine
Dünyayla aramıza Ay girdi. Çoktan tutuldum ben ki...
İnşallah toparlanıp organize olacağım yakında....
Organize OLACAĞIM Yakında
OLMALIYIM
OL
MA
LI
YIM
Bu böyle gitmezki...Bilgisayarın yanından bile geçemez oldum.....
Botanikçiler ya da çiçekçiler Türkçe nasıl adlandırıyorlar bilmiyorum ama ingilizceden cevirince hava bitkisi anlamina geliyor.
En büyük özellikleri toprağa dikilmemeleri. Hayalinizin alabildigi her türlü nesnenin üzerine yapistirabiliyorsunuz. Bu bir deniz kabugu veya bir ayna olabileceği gibi bir biblo veya odun parcası da olabiliyor.
Sulamak icin 12 saat boyunca içi su dolu bir tabağin icinde birakiyorsunuz. Yağmur suyu veya içme suyu sulamak icin tavsiye ediliyor. 10-12 gün sonra bu işlemi yine tekrarlıyorsunuz.
Bu aralar düzenli uğrayamazsam ve de düzenli yazamazsam kırılmayın bana...Kapı açık siz dilediğiniz zaman gelin ve de bir küçük not bırakın geldiğinize dair.Ben 1-2 gün içinde kendimi toparlarsam aranızdayım..HEPİNİZE KUCAK DOLUSU SEVGİLER.....
Nesini çalmışsan veya neyini almışsan bir insanın, iade etmenin yolunu bulabilirsin. Peki, ya o insanın sana verdiği zamanıysa? Ha zamanının bir bölümü, ha yüreğinin bir dilimi. Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musunuz? Düşünebiliyor musunuz sizin olmadığınız bir'uzak'ta, sizin için vaktini tüketmiş olduğunu, birisinin? Sizin için, sizden habersiz... Bir mektubun kanatlarındaki yükü düşünsenize... Nasıl çıpınabiliyor bu kanatlar ve nasıl aşabiliyor bunca mesafeleri böylesine doluyken!... Duygular değil mi bizi gönüllere taşıyan? Duygular degil mi bizi yarınlara taşıyan? Ha duyguların ulaşmadığı yürekler, ha yolcuların unuttuğu han kapıları! Mektup geçmemiş sokaklara girmese yolum. Çünkü, mektup geçmemiş sokaklar karanlık, mektup yazılmayan geceler yıldızsız... S elâmsız kapılar nefessiz gibi! İadesiz ne var verilebilen? Vermek istiyorsan, yüreğinden bir dilim ver, zamanından bir bölüm. Onun için, ondan habersiz... Benim için, benden habersiz. Aynen bu yazıyı yazarken,senin haberin olmadığı kadar benimde haberim olmasın yazdıklarından. Aynen bu yazıda olduğu gibi gönlün aksın klavyenden monitörüne. Her harf bir ilmek ve satırlar yüreğinin çevresindeki dantel olsun... Göreyim. Sulamazsan çiçekler gülmez. Yollamazsan selamlar gelmez... Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musunuz gerçekten? Düşünebiliyor musunuz sizin olmadığınız'uzak'larda vaktini tüketmiş olduğunu, birisinin? Sizin için...Hemde sizden habersiz. Bugün selâm'ın güzelliğini düşünün...
1-Sizce sevgi nedir? Ailem ve yufka yüreğim..içine girebilen sevginin ne olduğunu anlar...
2-Yeniden doğsaydınız ne olmak isterdiniz? Halimden memnunum..Yine kocamın karısı ve çocuklarımın annesi olurdum...
3-Sizi en çok duygulandıran ve iz bırakan şarkılar nelerdir? Her dinlediğimde zırıl zırıl ağladığım şarkılarım vardır benim; mesela Sezen Aksu - Çok eskiden , Gece Yolcuları - Unut Beni , Setab Erener - Tanrı Unutmuş Olsada , Lale Devri Çocukları ,Vega-Bu sabahların bir anlamı olmalı , Yalın - Ben Bilmem , Yeni Türkü - Destina................................ v.s. , v.s....
4-En çok etkilendiğiniz şair kimdir? Hmmmmm sanırım en çok Orhan Veli severim ben..
Ah Neydi Benim Gençliğim
Nerede böyle hüzünlenmek o zaman; İçip içip ağlamak, Uzaklara dalıp şarkı söylemek; Hafta sekiz ben eğlentide; Bugün saz, yarın sinema, Beğenmedin Aile Bahçesi; Onu da beğenmedin, parka; Sevdiğim dillere destan; Sevdiğim, Meyil verdiğim; Ben dizinin dibinde elpençe divan, Samanlık seyran. Nerde, Nerde, 5-İsminizin ne olmasını isterdiniz? SEDEN
6-Hayatınızı değiştiren olay nedir?
Annemi aniden kaybetmem....
Şimdiiiiii ben de MUTLUMAVİ ve DİDAR40 'ı sobeliyoruuuuuuuum................
"...Viski üreticisi Chivas Regal bir yarışma düzenler ve der ki; "Bizim için dünyayı gezecek ve oradan görüşlerini bildirecek, blog yazacak, macerayı, keşfetmeyi ve kaliteyi seven seyahat editörleri arıyoruz." O sırada Bolivya’da yaşayan Bill ve Dana da katılırlar ve işte sonuç: Bir cepte 100 bin dolar, diğer cepte dünya haritası ve bir tomar bilet. Dünyayı geziyorlar. Görüşlerini www.thisisthelife.comsitesine yazıyorlar. .."
Hürriyet gazetesinin Seyahat ekinde okumuştum bu yazıyı. Bill ve Dana'yı deli gibi kıskandım gördüğüm en şanslı blogger çift oldukları için. Sayın potansiyel sponsorlar sizlere sesleniyorum, noolur benim sesimi de duyunuz... Ben o kadar harcamam bile, Bill abiyle Dana abla (eheh:P) business class’ta uçup, gittikleri şehrin en lüks otelinde kalıyolarmış, en pahalı restoranlarda yiyiyolarmış, üstüne üstlük 30 kiloluk bavulları gece elbiseleri ve topuklu ayakkabılarla doluymuş. Biz ekonomi sınıfında memnuniyetle uçarıs, olmadı trenle, otobüsle, otostopla gideriz. Dandik otellerde, pansiyonlarda kalırız, çadırımız, uyku tulumumuz da var hem hıı? Nerde olsa yatarız... Esnaf lokantalarında filan yeriz, eh siz isteyin sokaktaki satıcılardan ekmek arası bişeyler, simit bile yeriz. Dünyamızı bir sırt çantasına sığdırabilir, 2 tişörtle gideriz... Yazı derseniz kralını yazarız, yüz bin tane fotoğraf ta çekeriz... Tekliflerinizi mail adresime bekliyorum, esenlikler diliyorum... :)
Örgüler , takılar , ahşap boyama , cam boyama ,seramik , yazdıklarım , okuduklarım , kedilerim , köpeklerim , kısacası yaptığım herşey......
ABOUT MYSELF :: Knitting , painting crafts and beading , making jewellery , pets , cats , reading , writing are all my belongings ....What I am doing when I am not doing what I am supposed to be doing!You can see the samples of my works here....