sevgiyle merhaba

Sahur vakti

2/9/2008 ·

                                 


Davulun sesini duyduğumuz anda daha bir sıkı yumardık gözümüzü. Annem seslenirdi yatak odasından "Halideee, Nursennnn haydi kalkın sofrayı hazırlayın"
Hele de kışa rastlayan bir ramazan ise daha bir sıkı sarılırdık yorganımıza. Annemin seslenmelerine dayanamaz kalkardık çayı ocağa koyardık hemen. Sobayı bir kaç odunla tutuşturur şimdilerde özlediğim o sıcaklığı duyardık sobanın karşısında. Önce ellerimi, sonra döne döne sırtımı ısıtır iken.

Zeytin, peynir, reçel, börek çörek olmadı börek ve o canım hoşaf. Börek ve hoşaf oldu mu pek bir sevinirdim. Pencerenin kıyısından kim uyanmış kim uyanmamış bakardık usuldan. Buna göre değerlendirirdik. Kim oruç tutacak kim tutmayacak gibi. Akşamdan sözleşti isek uykusu ağır olan komşuların kapısını gecenin o zifiri karanlığında sokak lambasının aydınlattığı sokaktaki komşu kapılarını çalardık "kalkın sahur vakti " diye.
Sahur içinde birbirimize giderdik bazı zamanlarda. uyku mahmurluğu içinde kurduğumuz sofralarda neşe içinde ertesi gün hazırlanırdık.

Ne tatlı gelirdi gece içilen çaylar. ertesi gün içemeyeceğimizi düşünerek pek bir abartırdık kimi zaman.
Yemek sonrası eller yıkanır, sofra toplanır, yasak saatler gelinceye kadar her iş tamamlanır. Saate bakardım "ohhh daha sabaha çok var, uyku güzel uyku aç kollarını geliyorum" der sımsıkı sarılırdım yorganıma.
Birden aklıma tutacağım oruç için niyetlenmediğim gelirdi aklıma. Annem bu konuda gerekli korkutmaları yaptığı için hemen niyetlenirdik "yattım sağıma döndüm soluma, melekler şahit olsun dinime imanıma, niyet ettim niyet eyledim yarın ki orucumu tutmaya" der uykuya dalardım.

Yine ramazan, ne davul sesi var duyulan ne de kalkın sofrayı hazırlayın diyen sevgi dolu anne sesi. Zulum gelirdi o gecelerde sıcacık yataktan kalkmak, keşke yine o zulmü yaşasam ne çok özledim o ramazan gecelerini, davul sesini, soframızı, üzüm hoşafını, tek tük yanan pencerelerde ki ışığı, yemek sonrası koşarak atladığım yatağım.

Şimdi ramazanı anımsatan sadece televizyonlarda hayat pahalılığından söz eden halkın arasında dolaşarak herkesin keyfini kaçıran muhabirler sofraların bu ramazanda da zamlı fiyatlardan dolayı mutsuz karşılayan insanlar, iftar çadırları için kavga eden belediyeler ve her gün almaktan asla vazgeçmeyeceğim sıcacık pidem var...

Ve her ramazanda halen tüm sıcaklığı ile anımsadığım o güzel ramazan geceleri…

İftarlıklar mı? Onlar bir daha ki yazıya sevgi ile kalın efendim.

Yorum (9) Yorum yaz!

Şapkasız çıkma abla

20/8/2008 ·

börülce



Erkenin de uyanmak hoşuma gidiyor pazar sabahlarının. Kış olsa sarıl yorgana uyu, tadını çıkar uykunun ve sıcaklığın. Sabahın seher vaktinde, yollara düştüğün anları düşünerek tadına var değil mi ama?
Şimdi mevsim yaz olunca zınk diye açılıyor gözler. Kalkıyorum şöyle bir sessizliği dinliyorum. Tüm pencereler açık, yaseminler doldurmuş bir odamı tüm kokusu ile.
Dışarı çıkıp greyfurt ağacı altında ki sandalyeme oturuyorum. Greyfurt'un dalları saçlarım da. Bir yakınlaşma var bu yapraklarla, bir onlar biliyor bu duygumu,  bir ben.
Komşu bahçede Şengül hanım erkenden uyanmış. İşe gider gelir iken tanışıp konuşmuştuk. Bahçe çitine kadar gidiyorum. Tavuklar gut gut gut diye sesler çıkarıp göz ucu ile beni süzüp, telaşla yerdeki yemleri didikliyor. Pazar kahvaltıları bir avuç darı ve kocaman bir bahçede bir çok yeşil bitki.
Şengül hanımın görmediği anlarda dalıyorlar bahçeye...
İşaret ediyorum "geleyim mi "diye
Şengül'e gülümsüyor "erkencisin haydi gel" diyor.
Sevinerek kapıyı kilitleyip yan bahçeye geçiyorum. Köpekler var iki tane, beni görünce hiç yabancılamıyorlar. Halbuki bir çok kez üzerime atlamasınlar diye korkutma amaçlı küçük taşlar atmıştım. Korkuyorum biraz, hani hatırlarlar diye birbirlerine bakıyorlar;"bırakalım geçsin" ekmeğini yemeğini yedik,  az da olsa dercesine.

Fasulye sırıklarını sökmüş Şengül hanım bakmış altlarında fasulyeler kalmış onları ayıklar iken bana da sesleniverdi. Benim bulduklarım bana, senin buldukların sana...İşte o an nasıl da gayrete geliveriyorum. Bir yemeklik fasulyem oluveriyor bir anda.
Börülceler de gel beni topla diyor adeta. Nasıl da severim dalından sebze meyve toplamayı. Çocukluğumuzdan beri hep yazın köylerine giden çocuklara ne çok özenmişimdir. Bizim hiç köyümüz olmadı ama...
Güneş tüm sıcaklığı ile tam tepemde. Bir haşlamalık börülce topluyorum ama hani bir söz vardır "can boğazdan gelir, boğazdan da gider" diye.

İki kilo sebze toplama uğruna gidiyorum a dostlar... Kuyu suyu ile dolmuş kaptan başıma suları boca ediyorum. İlk anda verdiği serinlik sonra derin bir sıcağa dönüşüyor anında.
Yine gözüm aç, birkaç domates(valla iki kilo kadar) biraz biber toplayıp kahvaltı için sözleşip evin yolunu tutuyorum.
Kendimi duşa suyun o serin kollarına teslim ediyorum. Korku dağları bekler, tansiyon tehlikeli bir rahatsızlık. Ne diyordu radyo dan anons yapan spiker öğlen sıcağın da çocuklar ve yaşlılar! tansiyon ve kalp damar rahatsızlığı olanlar sakınsın kendini diye...
Efendim? bana mı demiştir dersiniz...

Allah korusun iki kilo sebze uğruna öbür tarafa gitmek...aman aman bir daha mı tövbe...Sonra o malum taşa yarı kilo fasulye ve bir pişirimlik börülce uğruna uzanıverdi toprağa diyecekler…
Kahvaltı mı? Üzümlerden oluşmuş gölgeliğin altında duvarda rengarenk çiçekler mis kokulu fesleğenler arasında müthişti...
Sevgi ile kalın efendim... Amman dikkat, son sıcaklar son saatler olmasın efendim.

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

Kınama sende kınadığına benzersin

9/8/2008 ·

                               

Pazarda dolaşır iken halen unutuyorum sevgili Cimi ve benim dışında evde başka bir mevcudu olmadığını ne görür isem sebzelerden bir kilo, domates ve meyvalardan bir kaç kilo olmak üzere elim kolum dolu zor bela kapıya getiriyorum.

Aradan bir kaç gün geçince sebzeler tazeliğini yitirmeye başlayınca da geçiyorum mutfağa kendime söylene söylene derin dondurucu için hazırlamağa başlıyorum.

Üç ayrı yerden domates almışım. Üç kilo çanakkale domatesinin kabuklarını soyup tuzlayıp ayrı kaplara dolduruyorum kışın çıkarıp çıkarıp yer iken "ne marifetli kadınım iyi ki koymuşum "diye kendi kendime övünmek için.
İki ayrı yerden barbunya almışım. Ayıklıyorum önce onları, börülce var aynı ince sevda misali ayıkla ayıkla bitmiyor. Ayıklamakla bitse birde onları domates, soğan biraz yağ ile pişirip kaplara koyarak kış için hazırlamak da gerek.
Patlıcanlar melül mahzun bana bakıyor, bizi de bizi de pişir dercesine. Onları alıp alaca soyuyorum çizgili pijemalarını giydirip tavaya yatırıyorum. Rehavet basıyor patlıcanları bunu fırsat bu fırsattır diye kızartıyorum alaca patlıcanları.
Çarliston biberleri ayıklayıp kızarma sırasına koyuyorum. Bolca domates doğrayıp, koca bir baş sarımsağı soyup sovana çeviriyorum. Patlıcan biberler domates ve sarımsakları tuz ilavesi ile ocakta tıkır da mıkır pişmeğe bırakıyorum.

Bir arkadaşımdan öğrendimdi bu yemeği. Dinlenince tadına doyulmuyor inan. Tüm günüm tembellikle geçti. Aslında yapılacak iş çok değil ama...
Herşey bir komşumun haksız yere kınamamla başladı. Sağolsun ev işleri hiç bitmezdi. Onu izlerdim pencereden, bayram günü bile badana yaptığına şahittim. Babaannemizle birlikte onun bayram günü temizlik yapmasını "cık cık cık olmaz ki, bayram günü evler tertemiz olmalı, diyerek o muhteşem yorumlarımızı yapmıştık, kınama başına gelir derlerdi de inanmazdım.

Sen misin bu yorumu yapan, şimdi ben komşu Zehra dan daha fena oldum. bayram sabahı biter oldu işlerim.

Biraz iş, bir mola, biraz iş bir çay molası, biraz iş tv de bir şeyler izleme der iken bakıyorum gün bitmiş.
Siz siz olun kimseyi kınamayın. Ben kınadım böyle oldu. Bir cumartesi günüm mutfak ta geçti yemek kokuyorum buram buram.

Bu koku bu koku da ne yemeğimmmmmmm...ve perde...

Olayda anlatılan kişiler halen aynı konumdadırlar. Komşunun adı da Zehra...Zehra beni affet.

Yorum (3) Yorum yaz!

DENİZE GİDİYORUZ

19/7/2008 ·

                           


Uzaktan gülümsedi deniz bize.
Hafta sonları ailecek sularla buluşmaya gidiyoruz. Ayşe’m her zaman ki gibi anaçlığı ile en baba hazırlığı o yapıyor. Koca bir tepsi kısır hazırlamış. Kimyon kendi elleri ile kek yapmış. Kimyon tam 13 yaşında ama harika yemekler pastalar yapıyor. Dedesi el mi vermiş be bizim güzelliğe.
E ben de patates salatası yapayım dedim. Patatesleri biraz az haşlayınca biraz çiğ gibi kaldı. Hemen onu patates kavurmaya çevirdim. sanki kimse anlamayacak.
Çenem dursa benim beceriksizliğimi kimse anlamayacak ama bakla ıslanmayan ağzım da buda kalmadı. Soğuk sularımız, meşrubatımız derken serin sulara attık kendimizi.

İlk suya girenleri izlemek büyük keyif ve onları ıslatmak. Bana yapıldığın da çığlık çığlığa bağırsam da yakınlarım suya girince o vahşi gülüşümle ıslatıyorum ta ki suya atlayana kadar.Sadist miyim ne...

Kimisi fırsat bu fırsattır diye samimiyeti bolca kullanıyor, şımarık bağırışlar atıyor..."ay yapma lütfannn" diye.

Ötelerde bir baba oğlunu ya da kızını almış yüzme öğretmek çabasın da belinden tutup "korkma yüz, ben tutuyorum" diyor. Sanki pek kolaymış gibi. Çocuk, çığlık çığlığa. Baba benim gibi biraz gaddar çocuğu suya sokup sokup çıkarıyor neymiş efendim " su korkusunu giderecekmiş! Çocuk nefret ediyor sudan, babasının elinden kurtulur kurtulmaz en ıssızına gidiyor plajın.
Bir iki şıp şıp yüzdükten sonra göbüşlerden sesler gelmeğe başlıyor. Sofralar kuruluyor, kimi dolma sarma kısır karpuz ile avunur iken bazıları da onca uyarıya rağmen hemen mangalları yakıyor. Ortalık toz duman yanmayan mangalı ayağındaki paletin esnek tarafı ile yelleyerek ateşi köze dönüştürünce etrafında ağız şıpırtısı ile dolaşan çocuğa gururla ateşi göstererek "bak da öğren ilerde sende yakarsın" diyor keyifle.

Ekmek arasını köfte ve butla dolduran eline kolasını alıp oturuyor sofraya. Çala kaşık çoban salatasına uzanan kaşıklar dolu gidip boş dönüyor boğaz yolundan.

Deniz suyunda serin tutulan karpuzlar ortaya geliyor. Koca kasap bıçağı ile "Bakın bu karpuzu ben seçtim görün bakalım nasıl karpuz seçilirmiş” gibi söylem sonrası böğrüne dayıyor bıçağı karpuzun. Al rengi düşüyor tepsiye karpuzun canı yandı mı acep diye düşünüyor hassas yazarımız!
Çocukların eline ay şeklinde birer dilim uzatılıyor kemirsin diye. Çocukluğu geliyor yazarın aklına suları kollarımızdan akardı o karpuzun sokağın tozu ile birleşince yollar açılırdı kollarımızda. Ne kadar tatlı idi o karpuzlar.
Şimdiler de kabağa karpuz aşılıyorlarmış. Karpuzun da suyunu çıkardılar. Karpuz da bozuldu kardeş...

Yemeği yiyen şöyle bir gölgeye atıyor kendini...

Bir dönüm bostan yan geldi Osman misali...Boşa söylememiş büyükler ya uzanacaksın ya da kırk adım atacaksın. Biz kolayı seçiyoruz, uzanıyoruz. Kelebeğim hep kızmıştır "anne kalp hastalığını davet ediyorsun yatma " diye. Endişe ile kalkıyorum, denize gidip dalıyorum mavilere...

Yaşamak güzel şey be kardeşim hele de mavilerle yeşilin buluştuğu yerde, sevdiklerinle....sevgi ile kalın efendim...

Yorum (4) Yorum yaz!

Ben terk etmeyeceğim

9/7/2008 ·


        
Televizyonun hayatımıza girerek canım sohbetlerimizi elimizden almadan önce akşamları hep birlikte oturur usulca açılan radyodan şarkı, türkü, radyo tiyatrosu ve babamın merakla beklediği ajans haberlerini dinler sonra sohbete dalarlardı annemle, bizde keyifle dinlerdik onları.
E e kim ne yapmış,, kim görmüş, ne demiş hepsi konuşulurdu. Yorum da yaparlardı çok kez. Farkına varmadan kulak misafiri olurduk tüm kardeşler.

Kimi konular da yaptıkları yorumları hayretle dinler "vayy demek böyle oluyormuş" diye düşünür kafamın içindeki küçük not defterine küçük küçük notlar alırmışım da haberim yokmuş.
Emeklilerden bahsederler di. Emekli olan kişilerin emeklilik sonrası boşluğa düştüklerini sonra mazallah güp diye öbür tarafa gittiklerini söylerlerdi. Kocaman açılmış gözlerde dinlerdim kendi adıma.
Yıllar yılı emekli olan kişilere gidici gözü ile bakmışımdır hep(töbeee allah korusun emekliliği çoktan haketmiş ben aman aman herkes tahtaya vursun efendim)

Bir ara adı lazım değil erken emeklilik çıkmıştı, ne çok kişi emekli oluvermişti. Şimdiler de işe girenler için artık emekli olmak hayal... hatta düş....)

En çok kızdığım da çor çocuğun gelip gidip "abla emekli olmuyor musun ? demesi... "SANA NEEE" diyesim geliyor...

Çaktırmıyorum gülümsüyorum, buradayım daha diye.
Yeni işe başlayanlar benim sıpalarla aynı yaşta.Yıllar ne çabuk geçmiş öyle. Dün gibi hatırımda babamın elimden tutup ?? heyyy o okula başlamam dı. Yaşlılık ne dersiniz karıştırıyorum böyle işte.
Ne kadar hevesle başlamıştım. İlk başladığım gün çalıştığım yerde ki iki delikanlı hemen bana gelip ilgilerini esirgememişlerdi. Müdürümüz bunu fark edip "Halide hanımın etrafından çekilsinler "diye buyurmuştu. Hoşuma da gitmişti.
Şimdi bakmışım işyerinin yıl olarak en kıdemlilerindenim.
Her şeye rağmen çalışma hayatım da değişmeyen tek şey o çalışma aşkım oldu. Keyif alıyorum işe yaradığımı hissetmekten. Büyük bir ciddiyetle işime sarılıyorum. Bunu yapmayanlara da çok kızıyorum.
Yine yoğun günlerden biri...

Zamanında yerine gelmeyen memur arkadaşımızı bekleyen yaşı oldukça ileri beyefendi ile görevim olmamasına rağmen,  ilgilenip yönlendirmeme rağmen, geç kalan arkadaşımız gelince ağzından tükürükler saçarak öfke ile konuşan beyefendi ileri geri konuşup hepimize verdi veriştirdi.
E beni de es geçmedi tabi, tüm hatun kişilerin en hassas olduğu ince yerden vurarak "sende dilekçeni yazarak evinde otur artık" diyerek o muhteşem fikrini söyledi.
Beynim de şimşekler çaktı, günün sıcağını bile kat kat sözleri ile ortalığı ısıtarak onu yıkacak en vurucu cümleyi nasıl buldum halen halen kendime şaşarak ve içimin yağları eriyerek o muhteşem cümlemi kurdum; " E sende bir mezar yeri alarak gir içine"...hava bir anda buz kesti. yılların yüzünde bıraktığı çizgiler kaskatı kesti. Tek kelime edemedi.
Bir kaç söz daha edildi ama kendini bilmez o kişiye hak etmediğim o haksız söz karşılığı verdiğim muhteşem yanıt için kendimi kutlayıp duruyorum.

Siz siz olun sevgili arkadaşlar, kimseye yıllar emeklilik, yaş konusunda yorum yapmayın. Baharınız döner kışa anında.
e artık emeklilik yaşı da aldı başını gitti 60 lara 65 lere...Bu tür sözleri çok duyacağız çokkk ...sevgi ile kalın efendim.

 

          


 

Yorum (3) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »